10 Haziran 2009 Çarşamba

15 Mart 2009 Pazar

25. Evlilik Yıldönümü







17 Ocak 2009 Cumartesi

Aaooww Charlie..




*Çok tatlılar yaa..İzlemelisiniz kesinlikle...

"Aaoww..Çarlii..."

14 Ocak 2009 Çarşamba

Haz ve Izdırap..


"Sonra bir kadın konuştu:

'Bize haz ve ıstıraptan bahset.' Ve o cevap verdi:


'Hazzınız, ıstırabınızın maskesiz halidir. Ve kahkahanızın yükseldiği aynı kuyu, sık sık gözyaşlarınızla dolar. Başka türlü olabilmesi mümkün müdür? Istırabın içinize kazıdığı alan ne kadar derin olursa, o denli çok hazzı içerebilir.

Ve şarabınızı taşıyanla, çömlekçinin fırınında yanan aynı kadeh değil midir?

Ve sesi ruhunuzu okşayan lavta, daha önce bıçaklarla oyulan tahtayla bir değil midir?

Kendinizi neşeli hissettiğinizde kalbinizin derinliklerine inin. Fark edeceksiniz ki, size bu sevinci veren, daha önce üzülmenize neden olmuştu. Üzgün olduğunuzda, tekrar kalbinize dönün. Göreceksiniz ki, daha önce sevinciniz olan bir şey için ağlıyorsunuz.

Bazılarınız, 'Haz, ıstıraptan daha anlamlıdır' der; diğerleri ise, 'Hayır, ıstırap daha anlamlıdır'. Bense, ikisi birbirinden ayrılamaz diyorum. Onlar beraber gelirler.

Ve siz, bir tanesiyle masanızda otururken, unutmayın ki, diğeri de yatağınızda uyuyordur. Gerçekte siz, hazzınızla ıstırabınız arasında bir terazi konumundasınız. Sadece boş olduğunuzda, hareketsiz ve dengede kalabilirsiniz.

Bir hazine avcısı, altın ve gümüşünü tartmak için sizi kullandığında, haz ve ıstırap kefeleriniz, ister istemez, yükselip alçalacaktır."

Halil Cibran

Kaynak!

11 Ocak 2009 Pazar

Sen Bir "Marka"sın..


Kişisel marka, beraber yaşadığımız ve çalıştığımız kişilerle ilişkilerimizi geliştirmektir. Tanımladığınız, sevdiğiniz ve beğendiğiniz en iyi siz olmayı başarmanız gerekiyor marka olmak için.


Ben markayım, sen markasın, o marka. Biz markayız, siz markasınız, onlar marka. Herkes ve her şey marka! 
Doğdun, farklısın, ismin, görünümün farklı, sözün, özün farklı, dünyada sen teksin ve azınlıktasın. Tek bir cümle de kendini anlatman gerekiyor. 
Haydi, şimdi sıra sende. 
Kendini bir ürün olarak kabul et ve en yüksek değere ulaşması için strateji oluştur. 
Ne istediğini biliyor musun? Kimliğinin her parçasını belirle, şu anda/şimdi olmak istediğin sen misin? Sor kendine. 

•Benim için en iyisi bu mu? 
•Tüm yapabileceğim bu mu? 
•Bu benim olmak istediğim mi? 

İşte kişisel gelişim sürecin başlıyor, ama kolay değil, bu çok fazla kişisel disiplin gerektiren bir şey. 

•Kişisel marka sürecinin sonunda ulaşmak istediğin ana hedefin nedir? 

Cevabı sende. “Düşündüklerini bana yaz, hiçbir şey bulamazsan yine yaz ki ipucu vereyim.” 
Şirketlerde en önemli operasyonlardan biri pazarlama. Tüm şirketler bir ürün/hizmet satarak var oluyor. Pazarlama operasyonunun en önemli çalışmasını marka faaliyetleri oluşturuyor. Şirketler ürünlerine güvenilir bir marka imajı yaratmak için kocaman bütçeler harcıyor, onlarca kişiyi istihdam ediyor, peki bu ürünleri taşıyan yöneticiler için, yöneticiler kendileri için ne yapıyor?

Kişisel marka çalışmasıyla, yönetici/iş adamı çevresindeki insanlara istediği mesajları en doğru, en hızlı olarak iletiyor. Kişisel marka hayatımızın birçok alanında uygulanabilecek bir kavram. Kendini en iyi şekilde pazarlayabilmek, iyi iş ilişkileri kurabilmek, tercih edilmek, iz bırakmak, fark edilmek için kişisel marka stratejin olmalı. 

Kişisel marka sürecinde temel düşünce, kişisel ilişkileri, iş ilişkileri gibi ele almaktır. Müşterilerimizin bizimle ilgili gerçekten neyi takdir ettiğini veya önemsediğini tespit ediyoruz. Amaç, hedef müşterilerimizle birlikte güven ve müşteri memnuniyetini oluşturmaktır. 

Kişisel marka, beraber yaşadığımız ve çalıştığımız kişilerle ilişkilerimizi geliştirmektir. 

Tanımladığınız, sevdiğiniz ve beğendiğiniz en iyi siz olmayı başarmanız gerekiyor marka olmak için. 

Bir düşünün varlığınız sevdiklerinize, çevrenize, ilişkilerinize hangi faydayı sunuyor? Duygusal, fiziksel ve kişisel faydanız neler? 

Basit, yalın ve tek 1 cümle ile anlatın, bekliyorum. 

Değerli bir söz; 
“Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol.” Mevlana 

Küçük bir öneri; 
Her günü bir öncekinden farklı yaşayın, farkı fark edin ve yazın.


03 Ocak 2009 Cumartesi

Veda

Şimdi ellerimde senden geriye kalan anlamsız boşluklar ve anlar..Nasıl da gittin tıpkı bir savaş alanını terkerder gibi çabucak…Asla geriye bakmadın…Oysa ben kaçamamıştım ,yaralıydım sıcağındaydım henüz yaramın, anlamadım kanadığımı….Kanattığını derinden…Anlayamadm….
Kaçmak yetmedi sanırım,giderken bombalar yağdırman gerekti üzerime…Oysa ben sadece minik düşler büyüten bir nefestim hayatında…Hayatımız sandığım savaşında…Yok etmen bu kadar mı gerekliydi aldığım nefes boğdu mu seni, tatlı uykunda ya da uyandırdım mı düşlerinden…Kimeydi öfken neydi bütün bu kızgınlığın…Veda edemeyecek kadar zor şeyler mi yaşattım sana…Geride ne bıraktığına bakmadın asla…Neyi kaybettiğimize neyi öldürdüğüne…Bakmadın….
Enkazı topladım tek başıma bıraktığın her parçayı kaldırdım yerden…Topladım tüm anlılarımı anlarını….Kaldırdım içimde en derin yerdeki kutuya…Zamanla kalktım yaraladığın yerden,kaybolduğum senden…Kalktım ve devam ettim yoluma…Zar zor düşe kalka devam ettim yolumda...Daha az masalcı,daha az çocuk ve çok yaralı….Devam ettim…Yaşadım nefes aldım…En çok vedasızlığına inat nefes aldım ben..Yaralarımı saydım…Öğrettikleri gibi zamanla iyileşmiyor yaralarım…Bende açılan her yara zamanla biraz daha kanıyor…Zamanla biraz daha eskiyerek yerleşiyorlar ruhuma…Bu ilk düşüşümdü,ilk yaram….ilk kayıptın..
Daha çok yara eklenecek yaralarıma….Daha çok düşüşüm götürecek beraberinde düşlerimi….Büyümek denilen şey,ruhumu biraz daha eskitecek…Daha sıradan daha olgun…Yorgun olacak dünyam..
Şimdi geriye bakman neyi değiştirir sence..Geriye dönemedikten sonra neye yarar gereksiz sözlerin..Çok geç kalınmış vaatlerin…Yalandan hikayelerin…
Değiştim…Evet sayende….Geride bıraktığın çocuk terk etti ruhumu…
Geç kaldın oyunlar bitti evlere dağıldı düşler…
Kapısını çaldığın o çocuk burada oturmuyor artık..
Çok geç kaldın…
Hep geç kaldın...

                                                                                                                         Seray ŞAN

31 Aralık 2008 Çarşamba

Yeni Yıl! 'mış..

Her sene aynı muhabbet..

Yeni yıldan ne beklersiniz?Yeni yıl size ne getirsin?

Aşk..Sağlık..Para..Huzur.. vs.

Kendi kültürümüzde olmayan birşeyi o kadar  içtenlikle,çoşkuyla,hevesle,istekle kutlarken,kendi kültürümüzde olanları aynı çoşkuyla ve istekle kutlamıyoruz.. Yazık!

Ben kimsenin Yeni Yıl’ını falan kutlamıyorum..Başkaları kutlasın!Ben Yeni Yıl yerine başka birşey kutlayacağım..

Yeni Yıl..Yeni Yıl..Yeni Yıl..  Ne var?

Yeni yıla girdiğimizde acaba hayat mı değişiyor?Güneş daha mı farklı doğuyor?Daha farklı mı nefes almaya başlıyoruz?Sanki her yıl baştan sona değişiyor  herşey.. Alakası bile yok!Hayat herşeye rağmen devam ediyor en başından olduğu gibi..Değişmeden.2008  sayısındaki 8 rakamı yerine 9 yazılmaya başlıyor sadece.Hepsi bu kadarcık..Evet hepsi bu kadarcık!

Neden beklentilerimizi yeni yıldan bekleriz ki?Neden sağlıklı olmayı,huzurlu olmayı,dostluğu,arkadaşlığı,sevgiyi yeni bir yıldan bekleriz..Ne gerek var buna?Yarınlarımızdan beklesek  daha iyi olmaz mı?Bugünü bitirdik iyi veya kötü.Sırada yarını daha güzel,dolu dolu yaşamak var..Kısaca yaşadığımız AN var.. Biz ne ekersek yarın onu alırız.Olay bu.Bugün 2008 yarın ise 2009.Ama değişen birşey yok,hayat devam ediyor.Bugün Çarşamba yarın ise Perşembe .Anlıyorsunuz umarım J Aynı...Herşey aynı.. Yeni yıl kimseye birşey getirmez,çalışan hak ettiğini alır!

Yaşadığımız An’lar var ama..Yeni bir gün var..Yeni bir günü kutlamak var..Yeni birgünü kutlamaya sonuna kadar da varım..Çünkü;

“Dünya hergün yeniden kurulur..Her sabah taze bir başlangıçtır! “  

İşte olay bu! Bunun farkında olmak,farkına varabilmek önemli..Yeni bir günü doya doya yaşamak,sanki o gün son günümüz gibiymiş gibi yaşamak hatta..Hergün yeniden başlamak hayata..Yapılacakları gününde yapmak,yaptığın işi en iyi şekilde yapmak..Güne güzel başlayıp,o gün yapacaklarımızı tam tamına yerine getirip,başımızı yastığımıza gönül rahatlığıyla koyabilmek..

Biz kendi günümüzü dolo dolu yaşayalım,güne mutlu ve umutla ,sevgiyle başlayalım..Bunu yaparsak sevgi de gelir,huzur da gelir ne isterseniz gelir..

Bugün bitti sayılır,sırada yarın var..Yeniden başlayacak hayat,yeniden kurulacak..

Yaşadığımız günlerin değerini ve kıymetini bilerekten,herkese mutlu yarınlar diliyorum ben!

Sabahınız hayırlı olsun,güne umutla,mutlulukla,hevesle,istekle başlayın ve tüm enerjinizle...

“Hayırlı Günler!”  hepinize  dostlarım..

( Yine de kimseyi kırmamak adına,herkese mutlu yıllar dilerim!)


*Budur düşüncelerim..Doğru ya da yanlış olsa da..

  Çağrı Konyalı - " http://cagrikonyali.blogspot.com/ "

26 Aralık 2008 Cuma

Faturadan Düğün Davetiyesi

Sıradışı düğün davetiyesi bastırmak isteyenler işte size örnek: Faturadan düğün davetiyesi...


İşte davetiyede yazanlar;


Bir fatura görünümünde hazırlanan davetiyenin üstünde firma adı olarak "Sevinç & Ertan A.Ş.K" seçilmiş.
Faturada düğün sahiplerinin adının yanı sıra "T.C. Aşk Bakanlığı", "Müşteri Vergi Dairesi: Niğde" Aşk Sicil No: 51000-0001 gibi bilgiler bulunuyor.
Aşkın Faturası'nın ayrıntılarında ise düğündeki etkinlikler gün ve saat olarak sıralanmış.
Faturanın son bölümünde "Toplam: Evlilik, KDV: Çocuk, Genel Toplam: Ömür Boyu Mutluluk" şeklinde bir fiyatlandırılma çıkarılmış.
"Yalnız; Siz değerli dostlarımızı aramızda görmekten kıvanç duyarız" denilen bölümün altına küçük puntolarla şu yazılar yazılmış:


"İşbu aşkın faturasının vadesi 24 Ağustos 2008 tarihine kadardır. Fatura ödemeleri sadece düğün günü teslim alınacak 1 Yeni Aşk Parası ile yapılacaktır. İşbu aşkın faturasına 7 gün içinde itiraz edilmediği takdirde fatura muhtevası ve şartları ve fatura konusu evlilik aynen kabul edilmiş olur."

Kaynak!

12 Aralık 2008 Cuma

Mutsuzluğa da Var mısın?

Sevmek hem de nasıl, hatırlamaktır!..
Hatırlamak beklemeyi getirir ardından..Bitmiştir.. Bittiğini bilirsiniz.. Dönmeyeceğini de.. Gözlerini alıp gitmiştir o.. Ama beklersiniz.. Kapının zilinin çalmasını beklersiniz.. Çalan telefonun ardından, cevap makinesinden onun sesini beklersiniz.. "Aloo.. Orda kimse var mı?." Orda kimse hep var.. Ama artık soran yoktur....ve de o kahrolası cep telefonu.. Eve gelirsiniz.. Mesaj işareti yanar ekranında. Sarı bir zarf.. "Ondan mı?.." O umut var ya.. O imkânsıza dahi umutlanmak .. İnsanı ayakta tutan, yaşatan umut.. Sizi durmadan beklemeye mahkûm eden umut..Lanet.. Bir reklam mesajıdır gelen.. Telefonu şömineye fırlatmak gelir içinizden.. Fırlatmazsınız.. Ertesi günü beklersiniz..

Sevmek hem de nasıl, beklemektir..
..Ve beklenti acı getirir.. Günler, haftalar, aylar boyu beklemek acı getirir.. Hele boşu boşuna beklediğini bile bile bekledin mi, acı derinden vurur yüreğini..İnsan mutluyken herşeyi ve herkesi sever. Ya da sevdiğini sanır.. Mutluluk içinde sınanması mümkün değildir sevginin.. Ölçülmesi hele mümkün değildir.. Asıl mutsuzken, asıl yanında yokken, asıl bırakıp, gözlerini de alıp gitmişken anlarsınız ne kadar sevdiğinizi.. Acının yoğunluğu, sevginin ölçüsü olur..

Sevmek hem de nasıl, acı çekmektir..
Cemal Süreya'nın dizelerini Tilbe okuyordu kendime geldiğimde.. "Kim istemez mutlu olmayı Mutsuzluğa da var mısın?" "Varım be" dedim.. "Varım.. Beni mi korkutacaksın.." Mutsuzluk olmasa, insan mutluluğu bilebilir miydi?..
Sevmek hem de nasıl, mutsuz olmaktır!..

Kaynak!

03 Aralık 2008 Çarşamba

Bağlanmayacaksın!


Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne.
"O olmazsa yaşayamam." demeyeceksin.
Demeyeceksin işte.
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni,
Senin onu sevdiğinden. Çok sevmezsen, çok acımazsın.
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin,
Güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim." diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasın istiyorsan birşeylerin...
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya, yada pembeye. Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, Çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi,
Hem de hep senin kalacakmış gibi hayat.
İlişik yaşayacaksın.
Ucundan tutarak...
Can Yücel

29 Kasım 2008 Cumartesi

Susmak İstiyorum...


Sadece Susmak İstiyorum ;
Yalan İnsanları Kaale Almadan...
Haklıyken , Haksız Gözüksem Bile Kendimi Savunmadan...
HUZUR bulmak İstiyorum ,Gözlerimi Kapayıp , Kimseyi Anmadan...
Sessizliği Dinlemek İstiyorum , Herşeyi Yaşamış Gibi Yaparak...

26 Kasım 2008 Çarşamba

Keyfe Bakın Siz...


Önceki Kayıtlar